15 Nisan 2011

Sebeplenmek

 Neşelenmek için sebep mi yok ? Tatlı insanlarla dolu etraf, tamam fazla optimist ama mesela normal gün akışında her hangi bir yerde olağan devriye gezen polisler görünce yanındaki adama sessizce "yine arıyorlar birini belli belli, birini arıyorlar belli belli" diyen adam çok şirin bir adam bence. Üstelik binlerce var bu adamdan sağda solda. Al sana sebep işte eheh.

3 Aralık 2010

Kayıp

Böyle gün içinde yaşarken görüp görüp telefonuma not aldığım "şunu bloga yazayım ehe" dediğim ve ertelediğim tüm notlar telefonumun bozulmasıyla yok oldu, ne güzel lan işim yoksa bir daha gün içinde yaşicam şimdi.

Nargile İçerken Ağzından Yığınla Duman Çıkaran Fotoğraflı Çocuk

:(

2 Aralık 2010

Mtszlklr

Minibüse bindiğini hayal et bi şimdi. Hah evet ve sol sırada yani sol cam kenarında oturduğunu düşün. Evet. Hah ve minibüsçünün tam olarak soldaki binaların o minik aralıklarında, güneşin tam olarak seni sikercesine gözüne girmesini sağlayacak şekilde durup dakikalarca yolcu aldığını ve bunu her durakta yaptığını düşün. Tüm yolcuların gölgede senin ışıkla körlendiğin koltukta oturduğunu düşün. Düşündün mü ? Şimdi beni anla işte. :( yine bi kötü oldum.

Dankt

Böyle odana dart koyuyorsun, günlerce kasıyorsun falan. Sonra bir piç gelip dank diye 12' den vuruyor ya. İşte öyle falan filan ediyorum seni diye romantize edesi geliyor insanın cümleyi. Ama ne alakası var ? Romantize olmak zorunda değil. Şu anda anlatmak istediğim tek şey, "böyle odana dart koyuyorsun, günlerce kasıyorsun falan, sonra bir piç gelip dank diye 12' den vuruyor ya" işte o duruma dair üzüntüm. Olay bu.

1 Kasım 2010

Her Türlü Rent A Car İşleri

Ben hayatımda böyle egoizm görmedim, Rent A Car' cılardan bahsediyorum tabii ki kimden bahsedicem ? Böyle kartvizilerinde şu tip arabalar var hani. Açık oturum falan düzenleyip bu konuyu çözüme ulaştıralım bence, ya çok ayıp yaşını başını almış adamlar bu kiralamacılar. Sıradan bi oto kiralama bayisinde gördüğüm en iyi araba Renault Meganê' ken neden tabelalarında, camlarında, kartvizitlerinde şöyle Ferrari'ler, Shelby' ler falan oluyor ki ? İyi bişey mi o panpa, biz senden Bugatti beklemiyoruz ki zaten, Meganê yeter lan ?

Mtszlk

Israrla "kanka bak şunu da izleyelim mehehe" diye arkadaş esir etme fetişi var ya hani, hatta Umut Sarıkaya buna değinmişti, işte bu durumun daha acılı kısmı da VİDYO İZLEMEYE MAHKUM EDİLME SIRASININ SANA GELMESİ, bu çok acı lan, bu çok üzücü. Yara. Keyifsiz. Bu arada keyif demişken keyif yapmak nasıl bi deyim lan ? Çok itici. Keyif yapan biri olmak nasıl üzücü bir şey lan, vidyo izleme mahkum edilmekten daha üzücü bile olabilir.

Paso Paso

Sırtımda koca çantayı, sikik okul kravatını falan görmezden gelip, "bi öğrenci" diye doğrulduğum muavin ibnesi neden bana her seferinde "pason var mı ?" diyor ? Bu amına koduğumun ibnesini nasıl inandırabiliriz, ta amına koyim o piçin ya. Sonra pasoyu gösterince de biz asi oluyoruz, ve her seferinde küfürler falan saçmak istiyorum hatta saçıyorum ama ben bile duyamıyorum.

Systm Pff A Down

Resmi alakam olan tüm eğitim kuruluşları beni eğitmekle uğraşmak yerine "kafayı sıyırtmaya çalışmak"la uğraşıyor. Fakat bir planım var ben kafayı sıyırmayacağım. Benim bir şeyler öğrenmem gerek, fakat öğrenirsem yapmak istediğim hiç bir şeyi yapamayacağım,aslında bunun için sadece sisteme uymamız yeterli, fakat ben henüz kafayı sıyırmadım. Üniversite böyle büyük bir çıkmazsa da çıkmayız olur biter, fakat ne demek istediğini anlatamadığın yöneticilerin icabına kim bakacak ? Bence bu döngü asla kısır değil, sadece hepimiz gereğinden fazla uyumluyuz. Ve bu uyum bizi uyutuyor. Eğitim sistemini değiştirmek elimde olsa, sanırım eğitim sistemini değiştirmezdim ve sınava girecek öğrenci sayısı kadar koltuk sipariş edip tüm üniversitelerde sınırsız öğrenci kontenjanı yaratırdım. Ve tam olarak kafayı sıyırmaya başladığımız an da bu işte.

13 Ekim 2010

Fobi

Tek bir fobim var. O da şemsiyedir. Hayır atasözüne ithafen değil. Gözlerimle ilgili bir fobi bu. "Bir harfle kurtarmışsın" dediğinizi duyar gibiyim. Evet öyle. Karşıdan gelen şemsiyelinin şemsiyesinin ucundaki parçaların, yanımdan geçerken gözüme girme ihtimali dayanamayacağım tek ihtimal, yazarken titredim. Bu yetmiyormuş gibi, hayatımda hiç şemsiye de kullanmadım, yağmuru severim fakat asıl sebebim aynı korkuyu karşımdan gelen şemsiyesize yaşatmamaktı hep. Ha bu arada "yağmuru seviyon demek ki karamsarsın meheh" gibi tespitlerinizi toprağa falan gömün. Ergenpower.

Su Buharı

Ağzımdan duman çıktığı an sigara içtiğim an değildir tabii ki, sonuçta su buharından bahsediyoruz. Ağzımdan duman çıktığı an benim için kışın geldiği andır, kış geldi.

11 Ekim 2010

Kulaklık Macerası

Evet bir kulaklığın hikayesi bu. SonyEricsson marka bir cep telefonum var, ve onun kutusundan çıkan acayip sempati duyduğum kulaklığı. -Ericsson' u telefonun üzerinden okudum-  Bundan 1 yıl kadar önce evimizin bitişiğindeki boş arsaya inşaat yapılırken alt katımızda ki depoyu inşaatçıların bir kaç aleti ve takım çantası için kullanıma açmış, daha doğrusu kullanmalarına izin vermiştik. Sürekli aklımda olan, üzerinde "Bass Reflex" yazan Sony kulaklığım beni inanılmaz cezb ediyordu ve aylardır onu arıyordum.
Evden çıkmam gerekliydi, giyinip aceleyle çıktım. Deponun önünden geçerken, yan taraftaki inşaatçılardan birinin 15 yaşlarında ki oğlunu gördüm. Yere sıçış çömelmesi yapmıştı. Kapı aralığından onu gördüğümü fark etmedi. Acelem vardı ama yine de "acaba cidden sıçıyo mu lan !?" diye düşünüp geri geri 2 adım attım ve ortalığı kolaçan ettim, hayır çocuk sıçmıyordu. Ama yerde beyaz "laylon" bir poşetin içindeki binlerce kabloluk yığının içinde bir kablo gözüme çarptı, çocuğun ellerindeydi.  Ve bu benim aylardır aradığım canımdan çok sevdiğim kulaklığımdı. "oha süpersin len" dedim ve kulaklığı aldım elinden, çocuk beni görünce hızla ayağa kalktı, cevabını beklemeden çıktım. Çocuk için malını sakınan bir ibneydim artık, ama önemi yoktu, biricik kulaklığımı dizime sürterek temizlemeye başlamıştım bile..  Yaklaşık iki ay bu kulaklı keyifli otobüs yolculukları ve tatlı uykular geçirdim. Bir süre sonra kulaklığın plastik çemberi düşmeye başladı, kopmuştu. Her seferinde takıp takıp kulağama geçiriyordum. Ama artık iyice yalama olmuştu. Geçenlerde Antalya' da annemin müzik dinleyesi gelmiş, kulaklığımı taktı. Bir kaç saat sonra yanıma geldi ve telefonu bana teslim etti, kulaklığı da çıkarmış güzelce sarmıştı. Daha sonra annemde bir acayiplik sezdim, baktım şöyle bi. Kulaklığımın çemberi annemin kulağında kalmıştı, hemen aldım onu oradan, tekrar kulaklığıma taktım. Artık kulaklık hayatımda en çok sakındığım eşyam olmuştu, çoluğumdan çocuğumdan daha çok sakınıyordum onu, benim için Bass Reflex, yiğit, mert güçlü demekti. Çemberin anne kulağında kalması heyecanını yendikten sonra bir süre kulaklığımla ilgili bir aksiyon yaşamadım. Öyle sanıyordum ya da. Geçen gün çekmecemi açtım ve tüylerim ürperdi. Kan görmeye dayanabilirdim fakat üstüne basılmış kulaklığa asla. Kulaklığımı elime aldım, "Seni kim bu hallere soktu Cenk !!!" diye bağırdım, ona neden Cenk dediğimi dahi bilmeyecek kadar kaybetmiştim şuurumu. Oturdum yarım saat ağladım, daha sonra yaşlı gözlerle onu bahçeye gömdüm. Onu kimin bu hale getirdiğiyse hala bir gizem.. Emniyete bu konuda evren çapında Mobese kayıtlarına başvurup vuramayacağımı sormaya yeltendim, ama baş vurmalarından korkup tekrar odama sindim. Bi yarım saat daha ağladım.

7 Ekim 2010

Bimilim

Çok yerimi yardım. Evet sevgili dostlarım, kafamı, dudağımı, gözümü, elimi, bacağımı yardım. Ve her seferinde doktora göre ; "bimilim daha yarsaymışsın sakat kalırmışsın" larda kaldım. Artık en son elim için de bunu duyunca isyan ettim. "bunu okulda mı öğreniyonuz lan ibneler ??" diye hastanede bağırdım, ama ben bile duymadım. Sonra elime baktım şöyle bi, doktora dedim ki "doktor bey.. emin misin ?" , "eh ya o kadar olmasa da az kalmış, takma bunları kafana" dedi. İlginç gelmedi.

Kantin

Kantin turşusunu sevene henüz rastlamadım. Ama yine de "her şeyli olsun" demekten kendimizi alı koyamıyoruz. Aynı para lan sonuçta. Aynı paraya hem turşulu, hem şunlu bunlu almak varken niye turşudan feragat edelim ya ? Turşu sektörüne niye ayak üstü ihanet edelim, niye turşu şirketlerinin borsa değerlerini "hiç olmadığı kadar" düşürelim ya ?

5 Ekim 2010

Haa

Bu durumdan ötürü, bana on metre uzaktaki zabıta' lara gidip ; "eheh pardon bi gelir misiniz ?" dedim. Geldiler. Arabaya baktılar. Arkasına da baktılar. "he nooldu kardeş ?" dediler. Evet gerçekten. "bişey olmadı bana biraz absürd geldi de eheh" dedim. "haa sen onu diyosuuğn"  dediler hep bir ağızdan. Sonra gülerek yine on metre öteye gittiler. Ciddiyim ve şahitlerim var.

1 Ekim 2010

Şebnem

Ben Antalya' daydım, bir arkadaşımla konuşuyorduk ona "hayat bu aralar çok güzel amınakoyim, bi ara babalara gelmesek bari mehehe" dedim onay verdi, güldü. 4 gün sonra evime, İstanbul' a döndüm. Batuhan' da bize geldi, bir kaç kez daha bu aralar hayatın harika olduğundan başımıza bişey gelmese bari' lerden konuştuk. Ona üzerinde Antalya yazan sandal şekilli magnet alacağıma, hediye olarak meşhur Club' lerin cd mixlerinden almıştım bir piçcesine. Bizi Taksim' de bekleyen arkadaşlarımız vardı, gerçi ben tanımıyordum ama Batu tanıyordu ve beni de çağırmıştı, ben de gidecektim. Temel reis' li tişörtümü ablam hemen yanımızda ki evimizin balkonuna asmış. Sorduğumda, "kurumuştur git al" dedi. Batuhan da benimle geldi ona çatıyı gösterecektim. Kapıda seksi motosikletimi gördük. Mutlaka binmemiz gerekliydi. Sonuçta biz Çin dehası skutırlarla apaçi mod on stilinde gezen öküzler değildik, söz konusu yarı spesyal bir supermoto' ydu. "Hadi lan nolcak binelim" dedim. Bindik. Aslında bir saat önce de binmiştik. Kask takmak benim için yıllardır süregelen büyük bir alışkanlıktı, taktım. Hayatım boyunca motosikletime tam korumasız bindiğim iki günden biriydi. Batuhan arkama bindi altı dakika gezdik, çevre arkadaşlarımızın evlerine uğradık. Daha sonra ben bir ara caddede kenara çektim, kaskımı çıkarıp Batuhan' a ; "ahaha olum bak, ben krosçuyum, araba farklı bi durum ama bu alette kendime güveniyorum, rahat olabilirsin" dedim, "tamam abi biliyorum. lan bu arada böyle süpermen gibi oldum amına koyim mehehe" dedi, boynuna bağladığı siyah kazağın pelerin gibi dalgalanmasından bahsediyordu. Kaskımı taktım, yola çıktık. Amacımız küçük bir turdu. Biraz hızlanmaya karar verdim ne de olsa arkamda Süpermen vardı. Süpermenin belimi sıktığını hissettim. Yol boyunca dizili arabalardan daha hızlıydık, sol kulvardan geliyordum, supermoto altımızda haykırmaya başlamıştı, caddenin tamamı bize bakıyordu. Bir Nissan gördük. Önümüze kırdı. Frene bastım ve dehşet Brembo kendini gösterdi. Ama Nissan' ın yavaşlayarak habersizce önümüze çıkması bizi tamamen aklarken, uçmamızı engellememişti. Artık altımda motosiklet falan yoktu, Süpermen' in uçuşunu izledim, daha sonra yere düşüşünü. Biraz havada takılıp ben de düştüm.. Gözlerimi açtığımda bir aks gördüm. Çamurlu. Ayağa kalktım sallanarak. Park etmiş Transporter' ın aksıymış. Altından çıktım. Nissan' ın şoförü tek ayağını dışarı çıkarmış korkulu gözlerle bize bakıyordu, "nabıyon lan orospununn çucouçu" dedim, cevap vermedi. Şaka gibiydi, hastanenin tam olarak kapısındaydık. Hastane hizasının başında motosikleti gördüm, biz hastanenin kapısına paket servis edasıyla uçmuştuk. Her şey mükemmeldi. Gidip motosikleti kaldırdım. Batuhan' a "olum gelsene gidelim" dedim, sonuçta travma esnasında şok parayla değildi. Batu ; "manyak mısın lan götmşsmdd" falan dedi. Bir kaç saniye sallanarak düşündüm. Daha sonra durumun ne kadar da ciddi olduğunu fark ettik. Her yerimden kanlar akıyordu, dikiş iplerim hazırdı. Yerde Süpermen' in pelerinini gördüm..
Ertesi gün Süpermen de ben de hasta yataklarımızda yatıyorduk. Ummadığımız yerlerden ummadığımız ağrılar fışkırıyordu. Yaralarım acıyordu. Ve biz, torunlarımıza anlatacak kusursuz bir hikayeye sahip olmanın mutluluğuyla sabırsızca acı çekiyorduk. Daha sonra polise ifade vermek için gidiyorduk. Arabada babalarımızın aynı liseden çıkış mutluluklarını izledik, yeni tanışıyorlardı. Babam lisenin seksi kızı Şebnem' den bahsetti, yeni arkadaşı onu onayladı. Babam onunla okul çıkışında müdür yardımcısına yakalandığını anlattı. Batuhan' ın babası da, onu her sabah otobüste görüp yanına gelişinden bahsetti. Biz kavga edicekler sandık, yirmi yıl sonra ; "Şebnem benimdi orospu çocuğuı !!" falan diyecekler sandık. Ama gayet mutlulardı. Belli ki Şebnem kolay kızdı. Daha sonra arabada hediye aldığım cd' yi açmaya çalıştı Batu. Kısa kariyerli Süpermen bana "cd boş lan" dedi. Kazıklanmıştım..

Beyaz Gömlek

Ne temiz, ne iyi kalpli, ne kadar içine sönük bir çocuktur, derste önünde oturan sınıf arkadaşının sırtına kalemin arkasıyla boyama feyki atan çocuk. O ne kadar da zararsız, ne kadar da zararsız bir çocuktur öyle. Ama bu çocuktan daha iyi bir çocuk varsa o da feyki artık yemeyip arkasını dönen, kardeşçe gülümseyen çocuktur. Tatlım benim.

24 Eylül 2010

Torpido

Harika Lada Samara' mla gayet İngiltere caddelerini andıran bir caddedeydim. Yol o kadar boştu ki, iç karartıcı mükemmel İngiliz havasında, kendimi İngiliz gibi hissetmemem için tek sebep soldan direksiyondu. Yolun boşluğuna da güvenip "neden bir kaç dakika huzurlu ve muhafazakar bir İngiliz olmayayım ?" diye düşünerek ters şeritten aynı doğrultuda sürmeye devam ettim. Elim radyoya gitti, filmlerde böyle olurdu, en azından Top Gear bölümlerinde bile bu böyleydi. Radyodan karınca sesi geldi ve kapattım. Komünist Lada'mın derin uğultusuyla sürüyordum. Sol elimin parmaklarıyla direksiyona yumuşakça tutunmuş, dirseğimi de kapıya dayamıştım, sağ elim sağ bacağımın üzerinde piyano çalıyor gibi yapıyordum. Ağzımla da minik accomp efektleri vererek tam bir mutlu İngiliz piçi oluyordum, "Imm bappap" diye diye. Kareli gömleğimi yağmur bulutlarının kırdığı güneş ışınlarının ön cama yansımasıyla biraz görebiliyordum, kalın kahverengi Lafuma' mla gaz pedalına sonuna kadar basmaya başladım. Boğuk motor sesi arttı. Yan plandaki terk edilmiş fabrikaları artık daha hızlı geçiyordum. Tam karşımda arsızca bir kum kamyonu belirdi, nasıl da aniden belirmişti orospu çocuğu. Hemen sağ şeride geçtim, Türkiye' ye benzer bir yerdeydim. Belki İsveç. Heyecanım dinmişti. Biraz daha İngiliz olmaya karar verdim, mutlu ve tasasız bir piç olmayı hemen özlemiştim. Sol şeride tekrar geçtim. Tekrar radyoyu denedim, olmadı. Güneş iyiden iyiye gözümü almaya başlamıştı, torpidoya uzanıp metrobüs köprüsünde denk gelip 5 liraya aldığım mükemmel gözlüğümü el yordamıyla aradım, bulamadım. Göz yordamıyla torpidoya giriştim, sol dizimle direksiyonu sabitlemeyi babamdan öğrenmiştim. Gözlüğümü buldum. Koltuğumda doğrulurken harika bir Scania gördüm. Tam karşımda, filmlere konu kornasıyla adeta süzülüyordu. "Aslında ne kadar da yere yakın" diye düşünürken koca tırın altında kalmama bir kaç salise vardı.. Ön camda kareli gömleğimin yansımasını izledim.

___________________________________________________________
Hikaye 1

Spr Bşy

Kendi aralarında kendilerini bir bok hissetmek için ellerinden gelen her şeyi yapan gençlerin beğendikleri fotoğraflar için kullandıkları yeni tabir oy birlikleriyle, "başarılı cnm" oldu. Ehehe hemen yakalandınız piçler sizi.

Sizler Birer

Apansızın, "selam gibi, mrb gibi, nabıyon gibi, hey selam gibi, vay dostum ne haber gibi" mesajlar yollayıp, sıradan ; "iyiyim işte bu aralar okul falan, sen nasılsın nasıl gidiyor ?" gibi cevaplar aldığında herhalde beğenmeyip, sanki muhabbeti ben başlatmışım gibi, bir anda gereksiz hal hatır sormalara girişmişim gibi, arsızmışım gibi "hmm. gzl. ben de tv izliyorm" diye cevaplar yollayan herkesin amına koyim.

'-aybuke ﭢﭢ ' İle Aramızda

Facebook' ta apaçi diye tabir ettiğimiz bir insanla ekleşmişim, kim bilir ne zaman hiç hatırlamıyorum. Geçen gün sohbet panelinde bu insanın garip şeqilli şuqullu ismini gördüm, "lan bi konuşayım eheh" dedim, şöyle şeyler oldu ;

Ben
olum
isminde niye çeşit çeşit
şekiller var
04:56'-aybuke
nıe bi sorun mu war ?
04:56Ben
yo hayır
sadece merak ediyorum
04:57'-aybuke
Öle istedgm için öle
04:57Ben
hmm
peki 2010 yılında
insanlar uzaya çıkarken
neden hala
bu seksi yazım stillerine
takılı hayatlarınızda sıkışık dikkat çekme fantezilerinde kaybolduğunuzu
sorabilir miyim ?
04:58'-aybuke
ne saÇmaladıgını sora bıLırımıım kafanmı qüsel anlamdm nese bb
04:58Ben
güle güle aybüq falan filan
04:58'-aybuke çevrimdışı.
04:59Ben
o şekilleri de nerden buldun amına koyim (mesaj olarak gönder)
Sohbet mesajın gönderilmedi çünkü '-aybuke çevrimdışı.
nasıl bi klavye bu (mesaj olarak gönder)
Sohbet mesajın gönderilmedi çünkü '-aybuke çevrimdışı.
Sohbet mesajın gönderilmedi çünkü '-aybuke çevrimdışı.
ONLAYN OL ALLAHSIZ (mesaj olarak gönder)
Sohbet mesajın gönderilmedi çünkü '-aybuke çevrimdışı.
05:02

23 Eylül 2010

Öncelikle

Dünyanın en adı gibi KOMPLİKE, en derin, en garip, en anlaşılmaz konusundan bahsedilse bile, anlatım görevi bir ordinaryusta olsa bile, konuya her zaman "Nedir ?" le girilir. Bu artık dehşet bir klişe oldu ve kurtulmamız imkansız. Mesela bakın ;
"Evet arkadaşlar, bu cidden dünyada hala tartışılan ve üzerinde henüz net bir kanıya varılamayan bir konu, evet, öncelikle konumuza özünden giriş yapalım ; evrim nedir ?"
Gibi. Evet ıslak odun.

Biyo-Kimya ve Almanya

Minibüsçülerin genelde bitirim abiler olduğu bir kültür dramı olarak beynimizde yer etmiş durumda, hani o kolları gererek yürümeler, kabadayı edaları falan ohyes, tam olarak bunu Alman mühendislere ve Magirus mekaniğine bağlıyorum ben. Yurdun dört bir yanını ele geçiren Magirus minibüslerdeki vites kolunun, şöforden çok arka koltuktaki yolcuların ellerinin altında olmasına bağlıyorum. Vites değiştirmek isteyen mazlum kabadayının yıllar yılı elini kolunu gerip taa arkalarda bir yerdeki vites koluna uzanmak için sarf ettiği çaba ve bunun bir süre sonra kalıtımsal olarak kalıplaşıp, elleri geriden gelen kabadayı edalarını yaratması, bir hipotezden çok çok Kanundur bence. Sebebi tam olarak budur. Ve Magirus-Deutz Alman'ların bize attığı en büyük kazık ve geliştirdikleri en büyük biyo-kimyasal silahtır, genetiğimizi bozdu diyorum lan !

Tabldot Romantizmi

Dünyanın en lezzetli sulu yemeklerinin küçük ve ucuz esnaf lokantalarında yapıldığını hepimiz gayet iyi biliyoruz, ama bu bir yana esnaf lokantası samimiyeti başka hiç bi yerde yok lan, mesela bi anda hiç tanımadığın bi adam gelip yanına oturuyor "helehe afiyet olsun" diyip, yemek yiyor şapur şupur, bişey de diyemiyorsun, hızlıca yiyip "afiyet olsun abi" diyip kalkmaya bakıyorsun, güzel olaylar hep. Tabii abi Anadolu' nun bağrında yetişmiş bi abiyse "dur yeğenim nereye hehehehehlele" de diyebilir, bi fikri olmasa da der gerçekten.

Folyonun Gücü Adına

İçimde alüminyum folyodan x ışınlarının asla geçmeyeceğine dair ilginç hisler var. Böyle sanki topu tüfeği alüminyum folyoya sarsam, tüm X-Ray tarayıcılarından geçecekmişim gibi hissediyorum, atom bombası üretip gizleyemeyen ülkelere gidip "folyoya sarın lan" demek istiyorum, ne alakası var diğ mi, bence de.

24 Ağustos 2010

Murphy V.2010

Yeni nesil bir Murphy Kanunu varsa o da tamamen düzgün koyduğun kulaklığın 1 saat içinde çılgınca birbirine karışmasıdır. Evet kesinlikle, özenle düpdüpdüzgünce koyduğum kulaklık çantadan çıkardığımda her zaman kulaklığa benzemiyor. Ayynen öyle. Ayynen öyle.

22 Ağustos 2010

Boşa Giden

Diyelim ki bir arkadaşımızla buluşacağız, ve bilmediğimiz bir yere çağırıldık, hikaye tam olarak burada başlıyor. Tahminen yakınlaşmaya başladığınızı anladığınız anda reflektif olarak içinizi bir panik kaplıyor ya, evet o anda karşıda ki arkadaş veya her kimse sizi hırsla aramaya, mesajlar yağdırmaya başlıyor, bu bir Murphy kanunu kadar olağan ve klişe bir durum. Fakat asıl üzücü durum tam da buluştuğunuz, yeri bulduğunuz anda telefonunuza baktığınızda size gelen bir kaç uzun mesajı görmek. "Abi orada değil, bi sonraki durakta ineceksin, sonra köprüden geçip gözlükçünün oradan dön beni göreceksin" falan gibi. Bu boşa giden bir stres dolu parmak çatışmasının resmidir, arkadaşınız için daha da üzücüdür. Yazık.

21 Ağustos 2010

Kapak Fetişizmi Bebeğim

Şimdi İlber Ortaylı hakkında bir şeyler yazacağım, korkmayın ergen blogçular gibi tarih bilgisi üzerine bir şeyler sıçıp kaçmayacağım evet kesinlikle gerekli bir uyarıydı.

Evet, İlber reyis tarih branşına olan önceliksiz ilgimden ötürü kitapçılarda nadiren kitaplarını karıştırdığım, ve takip etmediğim çotatlı bir tarihçi. Yazdığı farklı birkaç kitap üst üste durduğu zaman ben çok panik oluyorum. Kitaplara yaklaşıyorum, kitap kulesinin en üst üyesine bakıyorum ve beni şöyle bir fotoğraf karşılıyor. "Hmmssf" diyip o kitabı rafın devamındaki kitapların yanına koyuyorum, kaldırdığım anda altta şöyle bir fotoğraf beliriyor, bir an panik oluyorum ama atlatıyorum, kitaba bir göz attıktan sonra yine kenara koyuyorum, daha sonra korkuyla serinin devamına bakıyorum, şöyle bir şeyle karşılaşıyorum, bu seri devam ediyor tabii ki. Ha tabii şimdi böyle bir durum var hafiften ürküyoruz diye bilhassa Osmanlı tarihine onlarca yılını vermiş bir uzmana kişisel veya teknik atıfta bulunmuyorum veya yaftalamıyorum, nitekim şu anda korteksinizde belirdiği üzere ; o açıdan ben kimim de yaftalayacağım lan ? Aynen öyle. Kapak seçimine dikkat. Selam.

20 Ağustos 2010

Blog Yazması Yapmış

Sevgili sanayi sitesi sakini usta abilerimizin çok seksi, çok teknik, çok akıl almaz, çok acayip bir jargonları var. Genel yaşam diyaloglarında kullanılan bitirim kelimelerden bahsetmiyorum, bu çok klişe olurdu.
Yaklaşık 7 yaşımdan beri babamla birlikte zaman zaman uğradığım sanayi sitelerinde, ilk günden beri gördüğüm bir trajikomedi bu. Mesela bugüne kadar bir sanayi sitesinde servise gelen bir arabanın sıradan problemleri olduğunu görmedim. Örneğin bir metal parçası bizim için yamulmuş sayılabilir, fakat oralarda ki usta abilerimiz için o şey "yamulma yapmış" olarak algılanıyor, araba kayarsa "kayma yapmış" oluyor, lastikler orada asla patlamıyor, "patlama yapıyor" orası başka bir diyar okurlarım. Orası başka bir diyar. Bu yüzden yolunuz düştüğünde bu jargonu kapmış olarak gidin o diyarlara, size bakıp "beyler adam jargon kapması yapmış" derler ve iyi ağırlarlar. Selamlar.

17 Ağustos 2010

Formspring Misafirperverliği

Bilhassa Facebook' ta "LÜTFEN Formspring SAYFAMI ZİYARET EDİNN !!" , "HADİ SORRR" diye haykıran topluluğun Formspring sayfalarına girip baktığımda çılgınca bir kuul olma isteği, ironik olmaya çalışan fakat olamayan terselemeler, artist olcam laf koycam diye soruyu döndürüp cevapla sokmaya çalışanlar, "aha şimdi cevabımla sikiyor @2' lerin kralı oluyorum" falan gibi liseli stili cevaplar görüyorum, bu beni güldürüyor gençler, ayrıca hepinize "Filiz sevişelim mi ?" yazan anonim de benim.
Ayrıca bildiğim kadarıyla istenmeyen sorular yanıtlanmayabiliyor da, fakat ? Okby.

15 Ağustos 2010

Her Şey Dahil Şey Her Şey Evet Dahil Ultra

Aşina edilmeye çalışıldığımız Ultra Her Şey Dahil sisteminde ki "inanılmaz mantık hatası", gerçekten inanılmaz.
Bildiğimiz, bir otelin verebileceği nimetlerin gecelik fiyata dahil olduğu Her Şey Dahil sistemden farkını açıklamaya çalışmak ta gayet ironik. Yoksa yıllardır Her Şey Dahil sandığımız Her Şey Dahil pakete gerçekten Her Şey Dahil değil miydi bu da bir sorudur. Ayrıca Ultra Her Şey Dahil kavramını anlamak "Tamamen Şeffaf" a karşılık, "Ultra Tamamen Şeffaf" kavramını algılamaya çalışmak kadar zor. Her Şey Dahile Her Şey Dahil, Ultra Her Şey Dahile de Her Şey Dahil bence evet.

2 Ağustos 2010

Filenin Sosyolojik Açılımı

Semtlerin varoşluk katsayılarını tespit etmek istiyorsanız mutlaka bir park bulup basketbol potalarına bakın, eğer filesi mevcutsa gönül rahatlıyla o semtten ev de alabilirsiniz, çocuk ta yapabilirsiniz. Eğer bu konuda şupheleriniz varsa mutlaka potalara bakın, emlakçıyla beraber gidin bunu yapın. Ciddi anlamda bir etkisi olduğunu tecrübelerimi arkama alarak garanti edebilirim. Potanın filesi çok önemli.

Quasiturbine Derlemesi

Genel olarak anlatacağım üzere pek bir uygulaması da olmadığı için hakkında yaygın bilgiye de rastlamadım, bir süredir derliyorum, sanırım şimdi yayınlanabilir. Yazacak yerim yoktu, konseptten kayma pahasına bloga yazayım dedim.  Aynı zamanda bu konuda açıklayıcı Türkçe kaynak yoktu, fakat şimdi var.




Bu sistemin prototipi ilk olarak 1996' da Kanada' da üretilmiş. Vikipedi' ye göre de 600cc ile 800 Hp güç elde edebilecek bir iddiaya sahipmiş, henüz böylesine güçlü bir Quasiturbine örneğine rastlamadım. 

Olay genel olarak rotary motorun biraz gelişmişi gibi fakat aslı pnömatik, yani hava kompresyonuyla çalışan bir sistem. Benim haberdar olmamı sağlayan inovasyon ise, bu sisteme son zamanlarda eklenen "yakıt" etkisi. Yani artık Quasiturbine' lerde bir miktar benzin de kullanılabiliyor. 

Mühendisleri, iki adet 75cc Quasiturbine ile standart bir şehir aracının performansının rahatlıkla bir miktar üzerine bile çıkılabileceğini söylüyor, hem de buna bağlı kalarak yakıt tüketimlerinin standart araçlara göre ciddi anlamda az olacağını söylüyor. 

Elbette bugün azalan fosil rezervleri, artan yakıt fiyatları, emisyonun çevreye etkilerine dair endişeler göz önünde bulundurulunca kesinlikle hem de şüphesiz bir kesinlikle en seksi motor tipinin quasiturbine' ler olabileceği aşikâr, fakat petrol şirketleri bu konuda yaptırım uygulamadan durabilir mi, bu da bir sorudur. Ama soru işareti yok. 

Bu da bir içten yanmalı motor. Her hangi bir içten yanmalı motorun arkasında ki temel prensibi de basittir, izole ve küçük bir kapalı alana hava ve benzin gibi oldukça yanıcı etkisi olan maddeleri doldurur ve tutuşturursanız, gaz karışımı reakte edilmiş olup hızla genişler ve büyük miktarda enerji oluşturur. Bugün kullandığımız motosikletlerin bile mekanik sayısal değerleri de tamamen bu filmin kaleme alınmış halleridir zaten. 

Quasiturbine için teknik olarak Wankel' den tamamen farklı diyemeyiz, aslen Wankel' e benziyor, hatta bir ara Wankel prensibiyle ilgili bir derleme yapmıştım fakat şimdi bulamadım, ama onun yerine amatör olsa da Quasiturbine ile Wankel arasında ki teknik farklılık ve benzerliği gösteren bir vidyo buldum.

İşin çekici yanı, bu sistem tamamen pnömatik çalışabiliyor, çok ama çok az benzin, hidrojen, kerosen, metil alkol, doğal gaz gibi yanıcılarla da çalışabilmesi. Fakat biraz sesli çalışan bir sistem olduğu söyleniyor. 

Quasiturbine' in çok pahalıya mâl olmayacağı da söyleniyor, dünyada go-kart araçlarına, testerelere uyarlanmışlarına rastladım. 

Aynı zamanda 40cc Quasiturbine' in 135 HP güç üretebildiğini gördüm. 
Hoşuma da gitti. 



Fotoğraf 1
Fotoğraf 2

26 Temmuz 2010

Doğa İçin Pişir


Akşam üzeri yerlerde mısır koçanları ve lahana kırıntıları bırakıp toplanmaya başlayan pazarın yanından geçerken gözüme bir şey takıldı. Sıradan bir Şark Sofrası' nın incelikle dizayn edilmiş verandası beni benden aldı.Tamam dehşet bir orgazmla sarsmadı belki ama çok düşünceli buldum lan, bu diyarlarda normalde o ağaç kesilirdi. Görüp duraksamadan yürümeye devam ettim fakat içim el vermedi "yazayım şunu lan" dedim, geri döndüm fotoğrafını çektim.

Dükkan açık olsaydı, ağacın hatrına en azından bir ayran alırdım lan buradan. Adam verandayı deldirmiş beyler, ağaç için. 

Mekanik Bozgun ve Amerişaşaa

Elbette oturduğum yerden vatan kurtarmıyorum. Fakat yıllar süren uzaktan izleyişlerime dayanarak Amerikan halkının çılgınca başarısız mühendislik örnekleri gösterebildiklerini görebiliyorum. Teknik olarak kendi ülkemle her hangi bir yarışa falan elbette sokmuyorum, ama böylesine fazla beyin göçü alan, böylesine fazla eğitim reklamı yapan bir ülkenin bilhassa mekanik anlamda, ellerinde ki sonsuza yakın imkanlarla "hadi beyler bir şeyler yapın" emrine hitaben bir bok yapamadıklarını, aşırı bir ısrarla başarısızlıklar ürettiklerini görüyor olmak beni bu yazıyı yazmaya sürükledi.

Sanırım şu ana kadar gördüğüm en başarılı Discovery selebritisi Chip Foose oldu, bunun dışında inanılmaz bir halk primiyle başı teknik aksaklıklardan kurtulmayan Amerikan tarzı mühendisliğin müdavimleri asla elle tutulur inovasyonlara sadece benim gözümde değil aynı zamanda hiç bir teknik literatürde imza atamadılar.

Mesela abartılı Drag yarışlarına bakalım. Gördüğümüz benzin şaşaasının dışında, her yarışta boktan kaçaklar veya senkron hataları yüzünden hava uçan arabalar, ölen yarışçılar, çıplak Miami' li kızlar ve kaybolan milyon dolarlar görüyoruz. Ardından ölen yarışçıları anmak adına yapılan yeni yarışlar, bunun için toplanan yeni Miami' li kızlar, ve tekrar kaybolup hava uçan milyon dolarlar görüyoruz, bu bir zincir halinde sürmeye devam ediyor, ve bu işi çok iyi bildiğini iddia eden mühendislerle tekrar karşı karşıya kalıyoruz.

Mekanik imalat mantıklarına bakalım. Büyük sömürünün ana simgesi benzin' e dayalı olan geliştirmeler dışında hiç bir şey göremiyoruz. Ay İndirme Mekiği' nin bugün mekanik öncülerince tamamen gereksiz bulunan dört adet sıkıştırılmış oksijen bazlı ve tanesi 15,5 Milyon Dolara mâl olan motorları Neil Armstrong tarafından deneme uçuşuna tabii tutulurken, dengesini kaybedip kendi etrafında dönmeye başlayınca fırlatma koltuğunu kullanan Armstrong, fırlatma koltuğu mekanizmasında ki abartılı fırlatma roketinin G etkisiyle belini incitmiş ve uzun bir süre sakat kalmıştı. Bu, abartılı hata başlangıcının öncüsü sayılabilir bence.
Aynı zamanda 2000 CC motor hacmine eski mekanik teknolojilerle, Sierra Cosworth' te 360 HP sıkıştırabilen Amerika bir yandayken, diğer yanda 1300 CC' ye 265 HP sıkıştırabilen, 2300 CC' ye 1000 HP sığdırabilen Japon mühendisliği kesinlikle başka bir yan alıglanmalıdır, ki öyle algılanmaktadır da.
Bugün bile "200 Million Production - 0 Failure" gibi resmi bir belge yayınlayabilen Toyota' varken, sıradan hatalardan ötürü piyasaya tutunamayıp üretimin devasa bir bölümünü Almanya' ya taşıyan bir Ford vardır.
Tıpkı, ısrarla Milyar Dolarlık roketleri patlatıp Astronotlar öldüren bir Amerika olması gibi. Kıçı sıkıştığı anda başarılı takımlarla boy ölçüşemeyip Nitro' lara abanan Amerika' lılar gibi.

Asfaltlardan ayrılmayan lastiklerine rağmen sıradan şehir hayatlarında yine o ısrarla, benzin canavarı kamyonetlerini, devasa ciplerini kullanmaları bile meşhur şaşaayı üstüne basarak göstermeye çalışma hevesinden başka ne olabilir ki zaten ? Hidrojen bombası deneylerinde kendi köylerini havaya uçurup milyonları Guatr kanseri yapan üstün başarılı mühendislerin "Özür dileriz böyle bir güç elde edeceğimizi düşünmüyorduk" demeleri ?

Nitekim son olarak, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi rallicilerinden biri olan ve dört tekerlekle harikalar yaratan Ken Block' u müthiş ısrar ve teklifleriyle Subaru Impreza' sından vazgeçirip Ford Fiesta' ya yöneltmişlerdi.

Dünyanın en büyük mekanik çöpülüğün Amerika olmasına şaşmayalım. Las Vegas gibi bir şehri kömür enerjisiyle beslemeye çalışan Amerika için artık teknik üzülmeyelim ve büyük petrol maratonunda her zaman bu açlık ve başarısızlıktan ötürü çocukları öldürme ihtiyacı duyacak olan topluluğa alışalım.